![]() |
![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
|
|
Boyun fıtığı | Kategori: HAREKET SİSTEMİ SAĞLIĞI Yazılma: 05.03.2009 | Okunma: 143144 | Yorumlanma: 0 Her yaşta görülebilen tedavi edilebilir bir hastalık: Boyun fıtığı her yaşta görülebilir. Şiddetli ağrı ve sertlik genellikle birden ortaya çıksa da, başlangıçta hafif olup, günler hatta haftalar süren bir dönem içinde şiddeti artabilir Ağır vakalarda kollarda ve ellerde karıncalanma, kuvvetsizlik ve uyuşukluk eşlik edebilir. Kaslardan biri veya birden fazlası zayıflayabilir. Bazı boyun hareketleri kol ağrısı ve uyuşmayı artırabilir. Yeni başlayan ağrılar, zaman içinde destek tedavisi ile iyileşebilir. Ancak kısmi ve büyük felçli olanlarda iyileşme cerrahi tedavi gerektirir. Toplumda boyun ağrısı şikayetine sıkça rastlanır. Çok sık görülmesine rağmen bu ağrıların altında yatan nedenleri hiç kimse pek de merak etmez. Nasıl olsa bir gün geçer diye düşünülür. Ağrılar geçmeyip de rahatsız edici bir hâl alınca nedenleri sorgulanmaya başlanır. Oysa ki, her hastalıkta olduğu gibi, boyun hastalıkları içinde de erken teşhisin önemli olduğu gözardı edilmemelidir. Boyun fıtıkları, boyun omurları arasındaki disk denilen yapıların veya bu bölgedeki yumuşak dokuların, omuriliğin ve kollara giden sinir köklerinin çıktığı bölgelere bası yapması sonucu, bir grup klinik bulgu olarak ortaya çıkar. Boyun fıtığı rahatsızlığı olan hastaların çoğu, belirlenebilen travma veya stres olmaksızın, sabahleyin uyanmada ortaya çıkan bir başlangıca sahiptir. Boyun hareketlerinde ağrılı kısıtlama vardır. Boynun ekstansiyonu, yani ön-arka hareket ekseni boyunca arkaya doğru gerilmesi, boyun fıtığı hastalığı mevcut olduğu zaman genellikle ağrıyı şiddetlendirir. Hastalar, kollarını yükseltip başlarının arkasına yerleştirmekle çoğunlukla ağrıda hafifleme sağlarlar. Bunun yanı sıra sinir basısını saptamada muayene esnasında yaptığımız bir takım testler vardır. Boyun ve omuz bölgesinde olan ve kollara yayılan her ağrı, her rahatsızlık şüphesiz boyun fıtığı demek değildir. Bu konuda yukarıdaki şikayetleri devam eden hastanın uzmana başvurmasında yarar vardır. Çünkü muayene bulguları gerek hastalığı saptamada, gerekse tedavinin yönlendirilmesinde oldukça önem taşımaktadır. Gerekli görüldüğü takdirde düz röntgen incelemesinin yanında, boyun omurlarına yönelik tercihen MRI incelemesi ve EMG seçkin yöntemlerdir. Boyun fıtığına bağlı sinir kökü basısı bulunan hastaların yüzde 95inden fazlası cerrahi gerekmeksizin iyileşecektir. Bu iyileşme periyodunda bazı fizik tedavi yöntemleri faydalı olacaktır. Cerrahi tedavi, iyileşme göstermeyenler veya diğer tedavi yöntemlerine rağmen ilerleyici nörolojik hasar gelişenler için gereklidir. Doğru endikasyon halinde boyun fıtıklarına cerrahi yaklaşım, sonuçları genellikle iyi olan seçkin bir yöntemdir | | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
Yazılma: 05.03.2009 | Okunma: 120121 | Yorumlanma: 0 Boyun ağrıları bel ağrıları kadar sık görülmemekle birlikte, her yaş grubunda karşılaşılabilen, yaşam kalitesini düşürüp iş gücü kaybına neden olabilen önemli bir sorun. Yanlış duruş, psikolojik stres, soğuğa maruz kalmak, yorgunluk gibi etkenler boyun bölgesinde ağrı nedenidir. Uzun süreli bilgisayar - daktilo kullananlar, sürekli tek noktaya odaklaştıkları için boyun kaslarının yeterince hareket etmemesi sonucu ağrı çekerler.
| | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
Yazılma: 05.03.2009 | Okunma: 127128 | Yorumlanma: 0 Uygun tedavi yönteminin seçilmesi halinde bel fıtığı hastalarının iyileşme şansı çok yüksektir... Bel fıtığında erken teşhis çok önemlidir. Çünkü, erken teşhis en çabuk sürede uygun tedaviye karar verilmesini sağlar. Uygun bir zamanlama ile yapılan cerrahiden hastanın faydalanma oranı daha yüksek olur. Hastalık belirli bir dönemi geçtikten sonra yapılan tedaviler ağrıyı geçirse de uyuşukluk, kuvvetsizlik gibi hastalığın belirtileri tam olarak düzelmeyebilir. Bu nedenle, erken teşhis ve eğer gerekiyorsa erken cerrahi tedavi hayati önem taşır. Bel fıtığı, insan omurgasını oluşturan kemikler arasında vücudun yükünü dengeli olarak sağlayan disk dediğimiz dokunun fıtıklaşarak, komşuluğunda bulunan sinirlere doğru yer değiştirmesi ve bunları baskı altında bırakmasıdır. İnsan vücudunun ağırlığını taşıyan omurgadır. Bu nedenle özellikle belin alt bölgesine binen yük, zorlayıcı hareketler, eğilip bükülme sonucu disk yapısının bozulması başlıca sebepleri oluşturur. Daha nadiren olmak üzere de çeşitli kazalar bel fıtığına sebebiyet verebilir. Yaş, şişmanlık, ailesel yatkınlık, genetik özellikler, omurga yapısı bel fıtığı oluşumunda ve belirtilerinin görülmesinde önemlidir. Bel fıtığının belirtileri nelerdir?
Bacaklara vuran ağrı Bacaklarda, ayakta uyuşma, güçsüzlük nadiren de olsa yanma ve iğnelenme İdrar yapamama ya da idrar kaçırmadır. Bel fıtığı teşhisi nasıl konur?
İleri görüntüleme yöntemleri ile inceleme (bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans) Görüntüleme yöntemlerinin değeri, ilgili uzmanın değerlendirmeleri ve yorumu ile artar. Bel fıtığının belirtileri genellikle ilk 8 ila 12 hafta içinde gerilediğinden, ileri tetkik yöntemleri sadece ameliyat düşünülen hastalarda yapılmalıdır. Bel fıtığının tedavi seçenekleri nelerdir?
Yatak istirahati Fizik tedavi ve rehabilitasyon Epidural kateterizasyon Ameliyat Bel fıtığı cerrahisi nasıldır? Bel fıtığı ameliyatının esası; omurga kemikleri arasında fıtıklaşıp omurilik ve sinir dokusu üzerine doğru yer değiştirerek sinir dokusunu baskı altında tutan fıtık parçasının çıkartılması, temizlenmesi ve sinir dokusunun rahatlatılmasıdır. Fıtıklaşan bu bölgeye ulaşmak için mutlaka bir cerrahi müdahale gereklidir. Cerrahi yöntemler arasında temel olarak yapılan işlem ve sonuç açısından çok önemli farklılıklar bulunmamaktadır. Her bir yöntemin kendine göre endikasyonları, yapılabilme durumları mevcuttur. Önemli olan hastanın yapılan işlemden gördüğü neticedir. Bel fıtığı cerrahisindeki başarı yüzdesi nedir? Uygun endikasyon, yani doğru hasta seçimi halinde bel fıtığı ameliyatlarından fayda görme oranı yüzde 95tir. Yüzde 5 oranında ise doğru ameliyata rağmen yakınmaların devam etme riski vardır. Ameliyat olan hasta ne kadar süre sonra iyileşebilir? Özellikle son 15-20 yılda bilgisayarlı tomografi ve magnetik rezonans görüntüleme gibi tanı yöntemlerinin kullanılmaya başlaması bel fıtığını tespit etme ve başka hastalıklardan ayırdetmede büyük kolaylıklar sağlamıştır. Buna paralel olarak ameliyat tekniklerinde de gelişmeler olması sonucu bel fıtığı ameliyatları korkulan bir ameliyat olmaktan çıkmıştır. Artık hastanede kalma süresi giderek kısalmakta, hasta en kısa sürüde günlük yaşamına tekrar dönebilmektedir. Bel fıtığı hastalarına tavsiyeler:
| | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
Yazılma: 05.03.2009 | Okunma: 122123 | Yorumlanma: 0 Vücudu yanlış kullanmaktan fıtığa kadar birçok etken bel ağrısına neden oluyor. Dünyada her 100 kişiden 75-90'ı, Türkiye'de ise 14'ünün beli ağrıyor. Bilgisayar kullanırken, otururken, gündelik işlerimizi gerçekleştirirken yaptığımız hatalar vücudumuzun en çok incinme riskine sahip olan bölgesi belimizde sorunların ortaya çıkmasına neden oluyor. Masa başında yapılan işlerin artması, daha az hareketlilik ve ağır sporların yaygınlaşması, bel ağrısını arttıran etkenler olarak karşımıza çıkıyor. Yapılan araştırmaya göre Türkiye'de her 100 kişiden 14'ü bel ağrısından şikayet ediyor. Ömrümüz Uzadı Ağrılar Arttı Fransa'da, Montpellier Üniversitesi Propara Omurilik Hastalıkları Merkezi'nde, dünyada ilk kez omurilik felçli hastayı yürüten ekip içinde yeralan romatizmal hastalıklar ve fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanı Dr. Hakan Rauf Tüfekçi, yaşam süresinin uzaması nedeniyle bel ağrıları sıklığında artış görüldüğünü söyledi. Dr. Tüfekçi, "Bel ağrısı hareketleri kısıtlıyorsa, nefes alırken ve öksürmekle artıyorsa, ağrı nedeniyle uykudan uyanılıyorsa, ağrı bacağa ve kalçaya vuruyorsa, zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerekir" dedi. İstanbul Cerrahi Hastanesi uzmanlarından Dr. Tüfekçi, bel ağrısına neden olan hastalıkları şöyle anlattı: "Bel ağrısına neden olan sorunların başında, her yaşta görülebilen disk problemleri yeralıyor. Bel fıtığı, fıtıklaşmaya eğilim, belin eklem problemleri, kireçlenme, belin arka eklem yüzeyinin biomekanik sorunları (Faset sendromu), bel kaslarındaki güçsüzlükler, zafiyetler, kilo problemine bağlı menopoza yakın dönemde karın kaslarının öne doğru itilmesiyle, belin arka çukurunun artması bel ağrılarının ortaya çıkmasına neden oluyor. Omurgada doğuştan ya da sonradan deformite olması, bel ve sırt ağrılarıyla kendini gösterebiliyor. Belin halka eklem uzantılarında travmaya ya da yaşlılığa bağlı kırık hat oluşması, bel ağrısı şikayetine neden oluyor." Kimler Bel Ağrısı Riski Taşıyor? Masa başında iş yapanlar Ağır yük taşıyanlar Çok uzun süre oturarak araba kullananlar Ev işi yaparken yanlış hareketler yapanlar Ağır spor yaparken vücudunu yanlış kullananlar Aşırı kilolular Hamileler Bel ağrısı, omurga dışındaki farklı organlardaki hastalıkların da habercisi olabiliyor. Dr. Tüfekçi, böbrek ağrılarının, kadın hastalıklarının, bel ağrısı şikayetiyle kendini gösterebileceğini belirterek, kemik erimesi ve iltihaplı romatizmal hastallıklar grubunun (Enfelamatuar) da bel ağrısına neden olabileceğini söyledi. Teşhis İçin Detaylı Muayene Bel ağrılarının tedavisi için ağrıya neden olan ana etkenin bulunması gerekiyor. Tüfekçi, tanının konması için detaylı muayene yapılması, bel röntgeni çektirilmesi, laboratuvar testlerinin yapılması gerektiğini belirterek, gerekiyorsa tanıya yardımcı olmak için MR çektirilebileceğini söyledi. En Sık "Bel Fıtığı" Görülüyor Disk, bel omurları arasında bulunan su oranı yüksek bir doku. Bu doku, bel omurları arasında koruyucu görevini üstlenerek ağırlığı eşit oranda dağıtıyor. Aşırı zorlandığı zaman sorunlar ortaya çıkmaya başlıyor. Disk problemleri arasında en sık rastlanan sorunlardan biri bel fıtığı. Bel Ağrılarına Neden Olan Yanlışlar ve Yapılması Gerekenler Yanlış: Öne eğilirken belden eğilmek. Doğru: Öne çömelerek eğilmek. Yanlış: Ayakta sürekli aynı şekilde durmak. Doğru: Sürekli ayakta durmak gerekiyorsa sırasıyla bir ayağı hafifçe büküp durmak. Yanlış: Belden eğilerek yerden ağırlık kaldırmak. Doğru: Çömelip yerden ağırlık kaldırmak. Yanlış: Tüm ağırlığı bir tarafta taşımak. Doğru: Ağırlıkları iki parçaya bölerek taşımak. Yanlış: Yüksekte bir yere merdiven kullanmadan beli zorlayarak ulaşmaya çalışmak. Doğru: Yüksek bir yere uzanmak gerekiyorsa merdiven kullanmak Bel Fıtığı Nasıl Oluşuyor? Diskin halkalarının yırtılıp, diskin yatağını terketmesiyle oluşuyor. Bu da sinir köküne, omuriliğin bitim noktasındaki zarlara baskı yaparak, bel ve bacağa vuran ağrılara neden oluyor. Bacağa vurmadan sadece bel ağrısıyla da kendini gösterebilir. Bel Fıtığı Nasıl Tedavi Ediliyor? Tedavi dört gruba ayrılıyor. İlaç, fizik tedavi, lokal enjeksiyon ve ameliyat. İlaçlara cevap vermeyen ağrılarda, fiziksel tedavi ya da lokal enjeksiyon uygulanıyor. Hastanın ağrısı hiçbir yöntemle geçmiyorsa ameliyat yapılıyor. Hangi Durumlarda Vakit Kaybedilmeden Ameliyat Yapılıyor? Hastada, ayakta ve kaslarda güç kaybı, ayak düşüklüğü, ayakta ve bacakta aşırı uyuşma veya karıncalanma, idrar kaçırma ve ereksiyon bozukluğu varsa başka hiçbir tedavi düşünülmeden, zaman kaybetmeden ameliyat yapılıyor. Bel fıtığının ameliyattan sonra tekrarlama riski son gelişmelerle iyice azaltıldı. Fransa'da 1984 yılında bel fıtığı olan hastalardan %57'si ameliyat edilirken bu rakam günümüzde %12'lere indi. Ameliyatların azalmasında, erken tanı konması, ilaçların daha etkili olması, hastaların kendilerine daha iyi bakması etkili oldu. Tedavide Bel Okullarının Etkisi Nedir? Bel okulları, dünyada 1968'den bu yana hizmet veriyor. Hastaları bir çatı altında toplayarak, sorunlarını paylaşmaları sağlanıyor. Hastaları bel ve beli oluşturan elemanlar hakkında bilgilendiriyorlar. Doğru tedaviye yönlendiriliyorlar. Hastaların eğitim programı iki gün sürüyor. Bel okullarındaki eğitim, tedaviyi olumlu yönde etkiliyor. İstanbul Cerrahi Hastanesi'nde "Bel Okulu" hizmet vermeye başladı. Bu bel okulu oluşturulurken, Montpellier Üniversite'sinin Romatizma Hastalıklar Servisi'nin geliştirdiği bel okulu örnek alındı. Tedavide Neler Değişti? Hastalar artık yatağa mahkum değiller. Yeni tedavi yöntemi, hastaya aktif hale getirdi. Operasyon süreleri kısaldı. Hastalar ameliyat oldukları gün yürüyebiliyorlar, taburcu olabiliyorlar. Bel fıtığı tedavisinde, rehabilitasyon ve hastaların eğitimi önem kazanıyor. | | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
Yazılma: 05.03.2009 | Okunma: 138139 | Yorumlanma: 0 Vücudumuzun yerle olan ilk teması olan ayağımız aslında tarak kemiklerinin de sayesinde yelpaze gibi açılarak dengeli ve eşit bir yük dağılımı sağlar. Liflerin kusursuz mimarisi ile de hareket halinde iken de bir bütünlük oluşturur. Ayak bileğinin özellikle her 2 yanındaki bağlar en sık yaralanan yapılardır. Yaralanma günün her saatinde olabilir. Sıklıkla futbol oynarken, yüksek topuklu, kalın tabanlıklı ayakkabılarla dikkat edilmeden yürürken meydana gelmektedir. Şişlik, ağrı, basamama ile başlayan yakınmaların sebebi vakit geçirilmeden hekime danışılmalıdır. Doğru olmayan, tam yapılmayan tedaviler sık çıkığa ve burkulmaya sebep olurlar. Bu durum üzerinde durulması gereken ileride kireçlenmeye ve güçsüzlüğe yol açabilecek bir sağlık sorununu oluşturur. AYAKLARDA ŞEKİL BOZUKLUKLARI: Ayak vücudun yüküne hareket veren bir organdır. Hareketleri ile olduğu kadar hareketsiz kaldığı anlarda da görev yapar. Şekil bozukluğu sadece kozmetik değil, ortopedik bir sorunudur. Sıklıkla parmakların üst üste binmesi karşılaşılır. Başparmağın iç tarafta belirginleşmesi ve 2. parmağa yaklaşması, üstüne binmesi şeklinde ifade edilecek şekil bozukluğu en sık karşılaşılan hastalıktır (hıllux valgus). Bu hastalıkta başparmak kendi ekseni etrafında dönmekte ve üzerine düşen yükü kaldıramamaktadır. Buda ayağın itiş gücünü azaltmakta dengemiz yük dağılımına ve ileride kireçlenme ve ağrıya yol açmaktadır. ÇEKİÇ PARMAK: Parmakların yere paralel değil de dikey konumda olduğu durumdur. Genelde sıkı ayakkabı giyilmesi nedeniyle oluşur. Hastalar daha ziyade nasır yakınmaları ile hekime başvururlar. TOPUK ARDINDA ÇIKINTI: Bu hastalıkta ökçesi yüksek ve sıkı ayakkabı giyen hanım ve beylerde ağrı ve nasır yakınması ile başvurmaktadırlar. Ön ayağın içe yada dışa dönük olması az da olsa rastlanan şekil bozukluklarıdır. | | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
Yazılma: 05.03.2009 | Okunma: 120121 | Yorumlanma: 0 Aşil tendonu (kirişi) iltihabı, bacak kaslarını topuğun arkasındaki kemiğe bağlayan tendonun iltihabıdır. Ağrı, dokudaki küçük yırtıkların sonucudur. Bu durum çoğu kez ağır egzersiz sırasında oluşur. Belirtiler - Aşil tendonunda, özellikle koşarken ya da sıçrarken, ağrı - Ağrıya hafif bir şişme ve hassasiyet eşlik edebilir. - Ayaktaki ağrı ve hareket kısıtlılığı acil tedavi, genellikle ameliyat, gerektirebilir. Teşhis Aşil tendonu iltihabında, çekilen röntgen. filminde herhangi bir anormallik görülmez. Aşil tendonu kopmadıkça, dinlenme, buz uygulaması ve egzersiz programının değiştirilmesi gibi koruyucu tedavi yöntemleri, tendonun kendi kendisini birkaç haftada onarmasına olanak sağlar. Tedavi Çoğu kez, etkilenen bölgenin dinlendirilmesi en iyi tedavidir. Başka bir egzersiz biçimine, en azından geçici olarak, geçmek önerilebilir. Aşil tendonuna buz uygulamak rahatlama sağlayabilir. Tendon üstündeki yükü azaltmak için, ayakkabının içinde topuğu yükselten bir ortopedik araç kullanılabilir. Ameliyat yalnızca, tendonun tam olarak yırtıldığı durumda gerekli olur. ilaç Tedavisi Aspirin ve diğer antienflamatuar ilaçlar ağrıyı ve diğer şikayetleri azaltmaya yardımcı olabilir. | | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
Yazılma: 05.03.2009 | Okunma: 113114 | Yorumlanma: 0 Yaşlanmaya ya da eklemlerde oluşan başka lezyonlara bağlı olarak gelişen kıkırdak dokusu hastalığıdır Artroz, bir ya da birden çok eklemde görülen ve eklemi saran kıkırdakdokusunda özgün doku yıkımı yapan kronik bir hastalıktır. Hastalık, eklemdeki kemiklere de zarar verir. Artroz kısaca eklem yıpranması ya da yaşlanması olarak tanımlanabilir. İleri yaşlarda görülen bu doğal artrozdan başka, eklemle ilgili yerel ya da sistemik hastalıklar sırasında görülen erken yaş artrozu da vardır. Artroz doku yıkımı yapan bir hastalıktır. Biçim bozucu artrit (artritis deformans) ile hiçbir ilgisi yoktur. Artritis deformans ya da öbür adıyla kronik birincil poliartrit, tüm eklemleri ve eklem boşluğundaki dokuları tutan bir hastalıktır. Akut artrit de artrozdan ayrılmalıdır. Akut artrit, mikrobik etkenlerle oluşan eklem iltihabıdır. Eklem romatizması ise gençlerde sık görülen ve boğaz enfeksiyonlarına yol açan beta-hemolitik streptokokların toksinlerine karşı, eklem dokusunun verdiği iltihabi yanıttır. İleri yaşların tipik hastalığı olarak kabul edilen artroz, gelişmiş ülkelerde ve 40 yaş sonrasında yaygındır. Kadınlarda daha sık görülür. Öncelikle, omurga (özellikle bel ve boyun bölgeleri), kalça, diz, ayak, başparmak elbileği-eltarağı eklemi (başparmağın kökündeki eklem) gibi çok işleyen, hareketli ve/ya da vücut ağırlığını taşıyan eklemlerde ortaya çıkar. NEDENLERİ Artrozlar birincil ya da eklemin mekanik (harekete bağlı) İşlevlerini bozan etkenlere bağlı olarak ikincil olabilirler. Birincil artroz nedenleri genel özellikler taşır. Yaşlanma ve eklemin sürekli hareketi, eklem kıkırdağının aşınmasına, esnekliğini ve kayganlığını yitirmesine yol açar. Eklem kıkırdağı gittikçe daha az beslenir ve parçalanmaya başlar. Kıkırdağın yaşlanmasıyla birlikte artrozun anatomik ve radyolojik bulguları da zamanla belirginleşerek 40-50 yaş sonrasında eklemlere bütünüyle yerleşir. Artroz gelişiminde yaşlanma dışında şişmanlık da etkilidir. Şişman kişilerde eklemlere fazla yük binmesi ve kolesterol fazlalığı gibi metabolizma bozukluklukları artroz gelişimini kolaylaştırır. Artrozun başka genel nedenleri arasında hormonal bozukluklar (yumurtalık ve tiroit bezlerinin hastalıkları), karaciğer ve böbrek hastalıkları, kronik çevresel damar yetmezliği (varis) sayılabilir. Menopoz artroz sürecini hızlandırır ve hastalığın gidişini kötüleştirir. Artrozda kalıtsal etkenlerin de rolü olduğu gösterilmiştir. Eklem yüzeyinin tümünün ya da bir bölümünün aşın ve doğal olmayan yük altında kalması kaçınılmaz bir şekilde artroza yol açar. Eklemin normal işlevini bozan yerel etkenler sonucunda gelişen bu artrozlara ikincil artroz denir. En tipik ömeği doğumsal kalça çıkığı olgularında görülen kalça artrozudur. Doğumsal çıkığa bağlı olarak eklem başlıklarında gelişen biçim bozukluğu (deformasyon), mekanik uyuşumsuzluk yaratır. Böylece ekleme sürekli olarak ek yük yansıması da artroza yol açar. Yanlış kaynamış kemik kırıkları, dışa ya da içe dönük diz çarpıklıkları, kamburluk (kitbz), omurganın "S" biçimindeki eğrilikleri (skolyoz) gibi eklemlerde dengesiz yüklenmeye yol açan durumlar da küçük yaşlarda artroz gelişimine neden olur. Eklem kıkırdağını etkileyerek yıkımına yol açan hastalıklar, ikincil artroz nedenidir. Bunlar arasında eklem kırık ve çıkıkları, akut artritler, sık eklem içi kanamalar (hemofili), eklemde ürik asit birikmesi (gut) sayılabilir. YAPISAL ANATOMİK DEĞİŞİKLİKLER Daha önce de belirtildiği gibi ilk değişiklikler eklemi saran kıkırdak kılıfında görülür. Kıkırdak kılıfı pütürlü, kuru, mat bir durum alarak esnekliğini yitirir. Daha sonra da ufalanarak, bazen de yok olarak altındaki kemiği Örtüsüz bırakır. Kıkırdağın bu şekilde ülserleşmesi, kemiğin yoğunlaşmasına, bütünleşmesine ve mermer gibi pürüzsüzleşmesine (fildişi kemiği) neden olur. Yoğunlaşan kemik bölgelerinin iç kısmında, kan damarlannca beslenmeyen, ölü ve bağdokusu bakımından zengin kistik boşluklar gelişir. Kıkırdak kılıfının bittiği eklem ucu çevresindeki kemik dokusu artışı çok yavaş gerçekleşir ve sonunda "osteofit" ya da "gaga" adı verilen kemik çıkıntıları oluşur. Eklem çevresindeki sinovyal kapsüller bu yıkım sürecine sınırlı bir şekilde katılırlar. Kan damarlarının genişlemesine bağlı olarak şişerler ve zamanla eklem yüzeyine yapışarak eklem hareketlerini kısıtlarlar. Bu süreçte iltihap bulgularına hiçbir zaman rastlanmaz. BELİRTİLERİ Artroz belirtileri yalnız hastalığa yakalanan eklemle sınırlıdır. Bu hastalarda genel durumla ilgili yakınmalara rastlanmaz. Başlıca belirtiler ağrı ve eklem hareketlerinin sınırlanmasıdır. Ağrı tipiktir: Eklem hareket halinde iken ya da yüklenme olduğunda beliren ağn, dinlenmeyle kaybolur ya da şiddeti belirgin ölçüde azalır. Eklem hareketlerinin yeniden başladığı sabah saatlerinde şiddeti artan ağn, eklemlerin ısınmasıyla yavaş yavaş azalır. Hareket kısıtlılığı mekanik bir nedenle meydana gelir: İki kemiğin birleştiği eklem yüzeyi düzgün, pürüzsüz ve kaygan olacağına pütürlü, çentikli ve bozulmuştur. Kasların kasılması ve kapsülün kalınlaşması her iki eklem başlığını sıkıştırarak eklem hareketlerini sınırlar. Artroza bağlı bu bozukluklar kroniktir. Bazen göreli iyileşme dönemleri yanında darbe, fiziksel zorlanma, soğuk kas zayıflaması ve şişmanlama gibi etkenlerle yakınmaların arttığı dönemler de görülür. Artroz oldukça yavaş gelişir ve gittikçe kötüleşerek ilerler. Hekime başvurmayı gerektiren ilk eklem yakınmaları artrozun başlamasından yıllar sonra ortaya çıkar. TEDAVİ Bu bölümde artroz tedavisinin genel ilkeleri incelenecek, hastalığın sık olarak yerleştiği eklemlere değinilirken tedavinin ayrıntıları da açıklanacaktır. Artrozun temelinde yatan kemik ve kıkırdak yıkımını onaracak hiçbir ilaç ya da fiziksel önlem yoktur. Tedavilerle Artroz gelişimi ancak çeşitli tıbbi ve fiziksel tedavi yöntemleriyle yavaşlatılabilir ya da bazı durumlarda yıkıma neden olan lezyona bağlı yalanmalar uzun bir süre hafifletilebilir. Bu bilgi ışığırtda artroz tedavisinin üç biçimde uygulanabileceğini belirtelim: Koruyucu, tıbbi (genel ya da yerel) ve cerrahi tedavi. Artrozun önlenmesi, yaşlanmanın yol açtığı kaçınılmaz eklem yıkımını geciktirmeyi sağlayan tüm kişisel önlemleri kapsar. Aşın kilo almaktan kaçınmak, düzenli spor yapmak (yürümek, bisiklete binmek, yüzmek vb), kanda ürik asit, şeker ve kolesterol değerlerini ölçtürerek artrozu hazırlayıcı hastalıkların erken tanı ve tedavisini sağlamak, dengeli beslenerek et çeşitleri, tatlılar, alkol vb yiyecek ve içeceklerde aşırıya kaçmamak gerekir. Eklem ve iskelet yapısının doğumsal, nedeni bilinmeyen (idiyopatik) ya da tam tedavi edilmemiş darbeye bağlı bozukluklarını önlemek için erken cerrahi ve ortopedik tedaviler uygulanır. Artrozun übbi tedavisi sistemik ya da yerel olabilir. Sistemik tedavide artrozu ağırlaştıran hormonal bozukluklar, şeker hastalığı ve şişmanlık gibi hastalıklar tedavi edilir. Yerel tedavide ise, ağrının başlıca sorumlusu olan yumuşak eklem dokularının örselenmesi azaltılmaya çalışılır. Aynca iskelet sisteminin kan ve kalsiyum gereksinimleri yeterli düzeyde karşılanır, hastalıklı eklemin hareket yeteneği elden geldiğince korunmaya çalışılır. Cerrahi tedavi, artroz yakınmalarına yol açan bozuklukları önemli ölçüde düzelterek en başarılı ve uzun erimli sonuçların alınmasını sağlar. Hasta ekleme ve hastanın yaşına göre değişen bir dizi cerrahi yöntem uygulanabilir. Cerrahi yöntemlerin başlıcalan eklemi oluşturan kemikler arasındaki bağlantıyı yeniden düzenleyen osteotomi (ameliyatla kemiğin bir parçasının çıkarılması ya da kemik eklenmesi), yıkıma uğramış eklem başlıklarının bir bölümünün ya da bütününün protez (yapay kemik uçları) ile değiştirilmesidir | | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
Yazılma: 05.03.2009 | Okunma: 134135 | Yorumlanma: 0 Diz ekleminde C ve O şekliyle uyluk ve baldır kemikleri arasında yer alan kıkırdak kıvamında eklem içi yapılardır. Her diz ekleminde iki tane menisküs bulunur. Daha ziyade dizide bulunmaları nedeniyle varlığı önlenen menisküsler vücutta eklemleri korumak, işlevlerine yardımcı olmak gibi görevleri üstlenmişler. Eklemin uyum ve sıkılığını artırmak, şok emilmesi, kontrol düzeyin artırılması, eklemin beslenmesine yardımcı olmak gibi detaylı vazifeleri vardır. Menisküs yaralanmasının sebepleri nelerdir ? Menisküsün çeşitli sebeplerden dolayı zedelenmelerine, yırtılmalarına, ezilmelerine menisküs yaralanmaları ismi verilir.
Menisküs yaralanmasının belirtileri Belirtiler şiddetli ağrı, yırtık, menisküs parçasının iki eklem yüzeyi arasına sıkışması sonucu dizin yarı bükük konumda kilitlenmesi biçiminde ortaya çıkabilir. Bu tip yaralanmaya maruz kalmış kişinin dizinde yavaş gelişen şişlik, hareketlerle artan diz ağrısı, bazen de dizde kilitlenme sonucu hareketsizlik hali oluşur. Erken teşhis önemlidir Yırtık bir menisküsle günlük faaliyetine devam eden kişilerde yırtığın oluşturduğu düzensizlik nedeniyle eklem yeterince fonksiyon yapamaz. Bu da erken dönemde kıkırdak hasarına, dolayısıyla kireçlenme tabir edilen osteoartrite yol açar. Bu nedenle, basit düşme veya spor faaliyetleri sonrasında oluşan ağrı ve şişlik basite alınmadan en yakın hekime başvurulmalıdır. Menisküs yaralanmasının teşhis yöntemleri ?
MR : Bir ileri radyolojik görüntüleme yöntemidir. Hastanın dizi manyetik dalgalar kullanılarak bir çok açıdan yapılan kesitlerle görüntülenir. Üstünlüğü, diz gibi kemikler arasındaki yumuşak dokuları net ortaya koymasındadır. Artroskopi : Girişimsel bir tanı aracıdır. Menisküs yaralanması yırtık menisküsün tam ya da kısmi olarak çıkartılması ile uygulanan bir cerrahi girişimle tedavi edilir. Eklem hastalıklarının teşhis ve tedavisinde yeni boyut: ARTROSKOPİ Günümüzde yaygın olarak kullanılmaya başlanan artroskopik girişimler konforu yüksek etkin bir yöntemdir. Artroskopi ile her büyüklükte eklem hastalığının teşhis ve tedavisi mümkün olmaktadır. Ayak bileği, diz, kalça, el bileği, dirsek ve omuz hastalıklarında artroskopi sıklıkla kullanılmaktadır. Artroskopi İle Menisküs Ameliyatı Dizin ön kısmında 1 cmlik kesi yapılıp, dizin içerisine gönderilen optik vasıtası ile diz büyütülerek televizyon ekranına yansıtılır. Eklem içine gönderilen küçük ışıklı bir kamera vasıtasıyla büyütülmüş ve netleştirilmiş görüntü, yapıları daha yakından inceleme olanağı sağlar. Artroskopi (eklemin gözle muayenesi) sadece menisküslerin değil eklem içindeki kıkırdakların, zarların, bağların da muayene ve tedavisi için yardımcı olmaktadır. Artroskopinin Avantajları
| | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
Yazılma: 05.03.2009 | Okunma: 106107 | Yorumlanma: 0 Bir eklemdeki hareket yeteneğinin hemen hemen kaybolmasına, ya da azalmasına tıp dilinde "ankiloz" adı verilir. Tam ankilozda, eklemlerin yüzeyi birbiriyle kaynaşmıştır. Eklemlerdeki doku bozukluğu, kemiklerin kaynaşması sonucu değil de yalnız bağlayıcı tellerdeki bir hastalık, ya da kas kısalması sonucunu doğurmuşsa, ankiloz tam değildir. Bu tür ankiloz çoğunlukla çok uzun hareketsizlik sonucunda meydana gelir. Tam ankiloz ancak ameliyatla düzelir. Tam olmayan ankilozlar ise, fizyoterapi, özellikle de mekanik tedavi yoluyla iyileştirilir. | | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
Yazılma: 05.03.2009 | Okunma: 123124 | Yorumlanma: 0 Adale çekilmesi veya incinmesi, bir kasın üzerine çok fazla yük bindirmenin sonucudur. Hafif bir adale çekilmesi o bölgeyi fazla germekten veya aşırı çalıştırmaktan meydana gelir. Güç kaybı yoktur fakat acı duyulur. Belirtiler - Zedelenme meydana geldiği zaman lokalize ağrı, bunu izleyen hassasiyet ve bazı durumlarda şişme - Zedelenmenin meydana gelmesinden hemen sonraki 24 saat içinde tutulma (sertleşme) veya hassasiyet - Eğer kasın hiçbir fonksiyonu yokmuş gibi görünüyorsa, kopmuş olabilir. Bir kasın liflerinden bazıları gerçekten yırtılır ve adalenin kasılıp iç kanama yapmasına neden olursa daha ciddi bir durum ortaya çıkar. Ender durumlarda bütün kas kopup ayrılabilir, ya kısmi olarak veya daha seyrek görülen şekliyle, tamamen kopabilir. Adale incinmelerinin en sık görülenlerinden biri uyluk kemiğinin arka tarafındaki bir grup adale üzerinde olur. Bu kaslar dizinizi kapatıp açabilmenizi sağlar; koştuğunuz zaman bu kaslarda çekilme meydana gelebilir. Uyluk kemiğinin arka tarafında bir adale ağrısı veya zayıflığı bu adalelerinizi incittiğinizi gösterebilir. İncinmenin çok yaygın ikinci bir çeşidi de kasık çekmesi veya gerilmesi denen olaydır. Kasık çekmesi olayında belirli bir kas zedelenmiş değildir; daha çok, kasıktaki ten-don ve kaslar (karın, bacak ve pelvis bölgeleri dahil) gerilmiş veya yırtılmış olabilir. Kasık gölgesindeki ağrı veya adale spazmları tekrarlanan aşırı kullanımdan veya tek bir olaydan kaynaklanabilir. Teşhis Zedelenen alandaki rahatsızlık (hassasiyet, kramplar ve şişme ) teşhis için önemlidir. Sorunun, kemikte bir yaralanmadan kaynaklanıp kaynaklanmadığını anlamak için radyografi gerekebilir. Adale çekilmesi, tedavi ve nekahat devresinde uygun bir bakımla, hızla ve tamamen iyileşir. Bununla birlikte, ağrınız birkaç günden daha fazla sürmüşse ve kas yırtılması ya da bir kırıktan kuşkulanıyorsanız, doktorunuza başvurun. Zedelenmeyi onarmak için bir ameliyat gerekebilir. Tedavi Zedelenmeden sonraki ilk 24 saatte, arızalı bölgeye buz veya soğuk kompres uygulayın. Ondan sonra termofor veya sıcak banyo kullanın. Bazen, özellikle eğer şişme çok fazlaysa kas zedelenmesi düzelene kadar soğuk kompres kullanılabilir. Zedelenen kası yüksekte tutmak ve elastik bandaj kullanmak şişmeyi önlemeye veya azaltmaya yardımcı olabilir. Fakat fazla sıkı bağlamamalısınız. Zedelenen kası, ağrılı olduğu sürece kullanmamaya çalışın. Bu süre genellikle birkaç günden fazla değildir. İlaç Küçük adale çekilmeleri için, ağrıyı azaltmak amacıyla aspirin veya diğer ağrı kesici ilaçlar alınabilir. Orta veya ağır adale incinmeleri için ilaç almadan doktorunuza danışın çünkü kendisi size şişmeyi azaltmak için bir antienflamatuar ilaç, bir kas gevşetici veya ağrı kesiciyi zedelenmenin durumuna bağlı olarak verecektir. Ameliyat Eğer kasta yırtılma varsa, ameliyat en iyi seçenektir. Önleme Adale çekilmelerinden kaçınmanın en iyi yolu, egzersiz öncesi uygun ısınma hareketleri yapmaktır. Tekrarlayan adale çekilmelerini önlemek için, zayıf kasın güçlendirilmesini amaçlayan bir egzersiz programı da bazen yararlı olabilir | | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
Yazılma: 05.03.2009 | Okunma: 133134 | Yorumlanma: 0 Kaslardaki sinir uçları, kemiklerden fazla, deridekinden azdır. Derideki sinir yoğunluğu, adalelerde mevcut olmadığından, kaslara iğne yapmak veya kesmekle duyulan ağrı az olur. İltihap, ezilme, kan akımında bozulma; etkilendikleri kas bölgesinde, üstündeki deride ve bazan da bütün kol veya bacakta şiddetli ağrıya sebeb olurlar. Kas yaralandığında veya ağrılı bir hastalığa düçar olduğunda kasılma ve kramp olur. Sinir sistemi hastalığına bağlı kas kramplarında da ağrı olur. Tek bir kas yüzünden bütün bir kol ağrıdığında sebebini bulmak zor olabilir. Fakat bu halde de hasta olan kas hassasdır ve üstüne basınca, koldaki ağrı artar. Darbe geçirmiş bir kas ağrılıdır, serttir, hassastır. Dinlenince ağrı hafifler; kası kullanınca ağrı artar. Kondisyonsuz biri aşırı iş yapınca hasıl olan kas tahribi en hafifidir. Bu ağrının sebebi bilinmemektedir. Kasda biriken kimyevi maddelerden kaynaklandığı düşünülmektedir. Ağrı, ilk darbeden 4 ila 6 saat sonra başlar ve 48-72 saatte en üst düzeyine ulaşır. Hafif eksersiz, sıcak ve masajla ağrı geçebilir. Ezilen bir kasın içinde kan toplanır ve bir kaç dakika içinde ağrımaya başlar. Günlerce veya haftalarca devam edebilir. Kasda kopma; lif kopması, bütün kasın kopması veya tendon kopması şeklinde olabilir. Kısmi kopma olan noktanın üstüne basınca, belirgin bir hassasiyet olduğu görülür. Kasın zarı bölününce yine hassasiyet olabilir, fakat esas belirtisi zarın bölündüğü yerden kasın dışarıya doğru kabarmasıdır. Bütün kas veya tendonu (kirişi) koptuğunda kas çalışmaz, kopan yerde hassasiyet vardır ve üstte kalan parça kasılır. Polimiyozit hastalığında kas iltihablanır. Ağrı, hassasiyet ve kuvvetsizlik olur. Bu hastalık, genellikle romatizmal hastalıklarda görülür. Özellikle çocuklarda ani bir şekilde başlayabilir. Kas içinde ve üstündeki deride şiddetli iltihap vardır. Ateş, kan sedimentasyonunda artma olur. Ayrıca mide, göğüs ve akciğer kanserlerinde ilk belirti olabilir. Ancak tümörle alakalı ise, yaygın tümörlerde daha çok görülür. Virüs hastalıklarında, “trişinöz” isimli parazit hastalığında da olur. Bu hallerde kısa sürer. Tipik özelliği üstteki kasların alttakilerden daha çok tutulmasıdır. Yüksek ateşli sistemik hastalıklarda ve griplerde görülen kas ağrılarının sebebi bilinmemektedir. Tıpda “yerel miyozit” veya “fasitis” denilen kulunç, omuz bölgesi kaslarında virüs enfeksiyonlarından sonra yerleşir. Bilinen en şiddetli ağrılardan biri de çalışan bir kasın kansız kalmasıyla meydana gelir. Daha ziyade damar sertliğinde olur. Bacakta olursa yürüme topallayarak ve çok ağrılı olur. Ayaktaki atardamarlardan nabız alınamaz. Diğer bacağa göre tansiyon farkı vardır. Kan kanserlerinde de ağrı olur. Bu cins kanserler çok nadir görülür | | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
Yazılma: 05.03.2009 | Okunma: 9798 | Yorumlanma: 0 GoogleVideo
Yazılma: 05.03.2009 | Okunma: 118119 | Yorumlanma: 0 GoogleVideo
Yazılma: 04.03.2009 | Okunma: 105106 | Yorumlanma: 0 Adet kesilmesi (amenore) ve libidonun kaybolması başlıca semptomlardır. Birçok hastalarda hafif veya orta derecede depresyon görülür. Enerji ve hareket yeteneğinden yoksundurlar. Psikolojik değişmeler rahatsız edici kronik bir hastalığa karşı tepki olarak nitelendirilebilir, ama bazı hastalarda duygusal (affektif) bozukluk, hasta henüz hastalığını anlamadan önce kendini gösterir ve başlangıçta diagnostik problemlere yol açabilir. Büyüme çağını tamamlamış, yani artık boy uzaması durmuş kimselerde veya daha ileri aşlarda iskeletin bilhassa çıkıntılı kısımlarının (alın, elmacık kemikleri, burun, çene, dil, dudaklar, dirsek, diz, el ve ayak parmak ve eklemleri gibi) büyümesi sonucu ortaya çıkan hastalık. Büyüme hormonunun aşırı salgınlanmasına sebeb olan bir hipofiz hastalığına bağlıdır. Bu genellikle bir hipofiz tümörüdür. Hastalık, genellikle daha önce kullanıldığından daha büyük başlık, eldiven, çorap, ayakkabı giymek zorunda kalınca farkedilmeye başlar. Çirkin bir fizyonomi ortaya çıkar. Eğer bu hastalık boy uzaması durmadan önce başlarsa, boy da normalden fazla uzar. Hatta bu durumdaki hastalar tedavi edilirse, ilerde çirkin, çıkıntılı yerleri belirgin durum ortaya çıkmaz. Sadece uzun boylu iri yarı olur ki buna "devlik hastalığı" yani "Jigantizm" denilir. Her iki halde de iç organlarda büyüme olur. Tümörün görme sinirine baskısı sonucu görme bozuklukları ve körlük olabilir. Tedavi, büyüme hormonunun aşırı salgılanmasını durdurmaya yönelik olup, ya tümör X ışınlarına tabi tutularak öldürülmeye çalışılır veya cerrahi olarak çıkartılır. Hastalık durdurulsa bile ileri yaşta meydana gelen çirkin görüntüler geri yok edilemez. Onun için erken teşhis çok mühimdir. Kaynak: Rehber Ansiklopedisi | | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
Yazılma: 04.03.2009 | Okunma: 106107 | Yorumlanma: 0 İnsan metabolizmasında hayati önem taşıyan böbreküstü bezleri, her iki böbreğimizin üzerinde bulunan, toplam 5-6 gram büyüklüğünde et parçalarıdır Bu bezler hayatın devamı için önemli işlevlere sahiptirler. Her iki böbrek bezi de bir laboratuvar gibi çalışır. Ürettikleri damlalar ile ifade edilebilen hormon miktarları sayesinde, bütün vücudun aksamadan çalışmasını organize ederler. Cinsel gelişim, şeker metabolizması, hafıza gibi oldukça geniş bir yelpazede görevli olan bu bezler heyecanlı, tehlikede yada korku dolu olduğumuz anlarda bile vücudumuzu bulunduğumuz ortama hazırlarlar. Arıza yapan bir uçakta, belki bir çatışmanın ortasında vücudumuzda hayati önem taşıyan beyin, kalp ve akciğer gibi organlarımızı korumak için bu bezler o bölgelere giden kan miktarını artırıp, en sık yaralanabileceğimiz kol ve bacaklara giden kan miktarını azaltmakla bile ilgilenirler. Böbreğimiz, üç çeşit hormonun üretildiği Böbrek üstü bezinin dış kısmı yani Adrenal Kortex, iki ayrı hormonun üretildiği böbreğin iç kısmı yani Adrenal Medula'dan oluşur. Androjen-Östrojenler ( cinsel gelişim için) , Glukokortikoid Hormon (Şeker metabolizması için) ve Mineralokortikoid Hormon ( vücudun sodyum-potasyum dengesinin sağlanması için) gibi vücudun olmazsa olmaz hormonları bu bezlerde, böbreğin kortex kısmında üretilir. Bu önemli hormonların vücutta miktarının normalden az olması, diğer bir anlamda böbrek üstü bezlerinin yetersiz çalışması önemli sağlık sorunlarına yolaçar. Addison Hastalığı da bunlardan biridir. Addison Hastalığı oldukça sinsi ilerleyen bir hastalıktır ve kişinin hayatını olumsuz etkiler. Hormonlar, insan metabolizmasının binlerce farklı anlamda dengesinin sağlanmasında en önemli unsurlardır. Addison Hastalığı, vücudun işlevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyduğu hormonları yeterli oranda bulamaması sonucunda görülen bir hastalıktır. Addison Hastalığında böbreküstü bezleri yetersiz çalışır. Bütün vücutta görevi olan bu bezlerden üretilen hormonların yetersiz kalması, her hormonun ayrı ayrı işlevlerinden kaynaklanan problemleri beraberinde getirir. Hasta halsiz, bilinci bulanık ve solgun bir cilde sahiptir. Böbrek üstü bezlerinin az çalışması ya da Addison hastalığı, sıklıkla erken menapoza girenlerde, Tip 1 Şeker Hastalığına sahip kişilerde, Grave's Hastalığında, Troid hastalıklarında ve Pernisiyöz anemiye sahip kişilerde görülür. Hastalık Belirtileri
Kas güçsüzlüğü Mide bulantısı, kusma İştah Kaybı Sıklıkla ishal olma Cilt döküntüleri, ciltte meydana gelen yaralar Deride renk değişiklikleri Tansiyon ve nabızda değişimler Terleme Baş ağrısı Hafıza zayıflığı, Hafıza bulanıklığı yada kaybı Hallüsinasyonlar görme Dikkat dağınıklığı Titreme Vücutta, özellikle göz kapaklarında istemsiz, anormal hareketler Tıbbi Testler Sonucu Bulunan Bulgular
Kanda sodyum değerinin düşmesi, bazı durumlarda potasyum miktarının artışı Kanda krtizol seviyesinin düşmesi Adrenalin seviyesinin düşmesi Çekilen tomografilerde kireçlenme odaklarının bulunması Böbreküstü bezlerinin yetersiz çalışması, bu bezlerde üretilen hormon seviyelerinin kanda düşük düzeyde çıkmasına neden olacaktır. Yapılan testler, hormon seviyeleri ve etki ettikleri metabolizmal faaliyetler ve bu faaliyetlerin sonucunda alınan verilerde değişikliklere neden olabilir. Çıkan test sonuçları uzman bir hekim tarafından dikkatle incelenerek doğru değerlendirilmelidir. Addison Hastalığı kişinin yaşam kalitesini oldukça düşüren bir hastalıktır. Ancak gelişen tıp sayesinde hastalığın tedavisi son derece iyi düzenlenebilmektedir. Hastalığın tedavisinde en önemli husus eksik olanın yerine konması metodudur. Yani yetersiz hormon miktarlarının yerine eksik olanın konması hastalığın çekilebilirliğini artırır. Hastalık tablosunda en sık, Adrenalin Krizleri tehlike yaratır. Kriz dönemlerinde alınan ilaçların dozları hekim kontrolünde arttırılabilir. İhtiyaç duyulan hormonların yerine konmasının yanısıra, hastalığın karekteristik etkisi düşük tansiyon ile de savaşmak gereklidir. Düşük tansiyon tedavisi, eksik hormon tamamlama tedavisine ek olarak hastaya uygulanır. Hastalığın seyrini psikolojik etkenler tetikleyebilir. Addison Hastalarına acil durumlarda hidrokortizon takviyesi yapılışı öğretilmiştir. Addison hastaları genellikle yanlarında acil durum kartları taşırlar. Acil durumlarda kendilerine doğru tedavinin yapılabilmesi için taşıdıkları bu kartlar, etraflarındaki insanlara yardımcı olur. Hasta kartında kullanılacak ilacın ismi ve dozu belirtilmelidir. | | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
Yazılma: 04.03.2009 | Okunma: 104105 | Yorumlanma: 0 Testosteron, erkeklerde testisler ve adrenal korteksten salgılanır ve erkek seks hormonu olarak spermatogenez, gonadotropin salgısı ve sekonder seks karakterlerinin gelişmesinde rol oynar. Kadınlarda ise testosteron erkeklere göre 3-4 kat daha düşük düzeylerdedir, az miktarda adrenal bezlerden ve yumurtalıklardan salgılanır. Büyük çoğunluğu ise androstendion ve dihidroepiandrosteron hormonların periferdeki metabolizması sonucu oluşur. Testosteron ölçümü erkeklerde testis faaliyet noksanlığının ( hipogonadal ), kadınlarda kıllanma ve ikincil erkeklik seks karakterlerinin bulunmasının değerlendirilmesinde çok yardımcı olmaktadır. Erkeklerde, yüksek testosteron düzeyleri androjen rezistansında ( testiküler feminizasyon ), azalan testosteron düzeyleri ise testis faaliyet noksanliğında ( hipogonadizm ), orşiyektomi'de ( bir veya iki testisin ameliyat ile çıkarılması ), estrojen terapisinde, Kleinfelter's sendromunda, azalmış hipofiz bezi faaliyetinde ve karaciğer sirozu varlığında görülmektedir. Kadınlarda testosteron düzeyleri hafifçe yükselmeye başladığında kıllanma açığa çıkabilir. Kadınlardaki kıllanma, androjenlerin verilmesi veya testosteronun aşırı üretimi ile ilgilidir. Serum testosteron düzeyleri ve kıllanmanın derecesi arasında bir korrelasyon gözükmekte ise de değişik düzeylerde kıllanma gösteren kadınların %25'inde testosteron düzeyleri kadın referans aralığında bulunmaktadır. Adet düzensizlikleri ( oligomenorrhea, amenorrhea ), Stein-Levanthal sendromu ( Polikistik over sendromu ), akne, yumurtalık tümörleri, adrenal tümörler ve adrenal hyperplasia testosteronun yükseldiği diğer durumlardır. Androjenin hafif artışı; Cushing sendromlu, postmenapozal ile hamile kadınlarda ve androjen tedavisi gören hastalarda gözlenebilir. Testosteron bir kez salgılanınca hemen hemen tümü taşıyıcı proteinlere bağlanır. Dolayısıyla periferal kanda testosteron üç formda bulunur: Serbest ( bağlı olmayan ).
ANDROJEN TAŞIYICI PROTEİN TOTAL' İN %
( Free Androgen İndex ) Serbest androjen indeksi serbest testosteronun doğrudan ölçümüyle veya total testosteronun SHBG'e olan oranının hesabıyla tespit edilir. Bu indeks molar / molar esasına dayanarak hesaplanır ve faktör" 10, 100, 1000" ile çarpılır: SAİ veya FAI = (total test nmol / L / SHBG nmol / L )x10 veya x100 veya x1000 | | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
Yazılma: 04.03.2009 | Okunma: 99100 | Yorumlanma: 0 Yaşın ilerlemesi ile birlikte gelişen kırışıklık ve istenmeyen çizgilerden kurtulmak ve yüzü biçimlendirmek ve şekillendirmek için yapılan tıbbi yöntemlerin birisi da dolgu maddeleridir. Bu tıp uygulamalarda esasen cildin yapısında bulunan yalnız zamanla azalan ve vücut tarafından doğal olarak kabul edilen dolgu maddeleri cilt altına enjekte edilir.Her şeyden önce dolgu yapılacak olan bölgeler,kırışıklıklar,çukurlar,zamanla hecim azalması görülen noktalar göz önüne tutularak yüze en çok gidilebilecek şekil ve biçim seçilir ve tedavi planlaması bu doğrultuda olur.Bu nedenlerden dolayı uzman hekimin teknik bilgi ve eğitimi yanı sıra estetik anlayış ve zevki de göz önünde tutulmalı.Dolgu maddeleri ve alternatifleri konusunda American Academy of dermatolojinin aktif üyesi olan cilt hastalıkları uzmanı Dr.Melisa Eczacıbaşı ile görüştük Dolgu maddelerin avantajları *Nazolabial çizgiler(burundan dudak yan taraflarına uzanan çizgiler) En çok sorulan sorular Dudak dolgunlaştırma Yüz mezoterapisi(mezolifting,vitamin enjeksiyonu)
| | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
Yazılma: 04.03.2009 | Okunma: 9495 | Yorumlanma: 0 Son günlerdeki en gözde konulardan biri dünya çapında hızla yayılan detox rüzgarları,gün gelmiyor ki detoxla ilgili yeni bir haber çıkmıyor Detox kelimesinin anlamı vücudumuzu istenmeyen artık maddelerden temizlenmek demektir,gittikçe yaygınlaşan indüstrileşme, şehirleşme ve hayatımızın sürekli teknolojik,elektronik ve doğal olmayan objelerle donatılması bizi toksin riskine sokan en önemli faktörlerden bir kaçı,zamanla toksin adını verdiğimiz maddeler bedende birikip bir çok ciddi hastalığa yol açabiliyor.Toksik atıklar ise vücudumuzda büyük tahribat yaratıyor.İlaçlar,hormonlar,tarım ilaçları,antibiyotikler,temizlik maddeleri,işlem görmüş besinler,hava kirliliği ve koruyucu maddeler,karşı karşıya kaldığımız zararlı maddelerden sadece bir bölümü.Detoks bazen çok yüzeysel olarak uygulanabildiği gibi bu konuda bilimsel çalışmaları olan uzman detox kliniklerinde de yapılabilir.Konu ile ilgili American Academy of dermatolojinin aktif üyesi olan ve detox konusunda uzun süre tıbbi çalışmaları olan cilt hastalıkları uzmanı Dr.Melisa Eczacıbaşı ile görüştük.
| | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
Yazılma: 04.03.2009 | Okunma: 114115 | Yorumlanma: 0 Cildi germe ve toparlama yöntemi olarak son 1-2 senede tüm dünyada aşırı ilgi ile karşılaşan HAPPY LİFT uygulaması,estetik cerrahide devrimsel bir yöntem olarak gözükmekte,uygun ellerde yapıldığında son derece basit ve risksiz bir yöntem. Yöntemin temeli cilt altına yerleştirlen iplerle o bölgeye lift yapmak ,yani gerdirmek,yüz,boyun,göğüs ve kalçalar ise bu yöntemde en çok baş vurulan bölgeler.Yöntem ve detayları hakkında ise Öğretim görevlisi cilt hastalıkları uzmanı Dr.Melisa Eczacıbaşı ile görüştük HAPPYLİFT NASIL BİR YÖTEM? EN ÇOK HANGİ YAŞ GRUBUNA VE NASIL UYGULANIYOR Dr.Melisa ECZACIBAŞI Sarkmaları toparlayabilen ve dolayısıyla yüzde genel bir gerginlik ve canlılık yaratan bu yöntemde insan dokusuna yabancı olmayan ve uzun bir süre dayanabilen Polilatit ve Kaprolaktondan yapılmış ipler kullanıldığını, belirtiyor.İpler,lokal anestezi uygulandıktan sonra,çok ince bir iğne ile,steril şartlarda deri altı yağ dokusuna yerleştiriliyor,bu esnada ise hasta zaten uyanıktır,yalnız lokal anesteziden ötürü hiçbir his duymuyor.İp iğnenin diğer tarafından çıkana kadar ,iğne içine yerleştiriliyor,daha sonra derinin altında kalacak şekilde iğne çekilerek çıkarılıyor,dıştan kalan ip uçları ise kesilerek deri içine gömülüyor.Bu ipler doğal asitlerden oluştuğu için ortalama 8-12 ay içinde deri altında erimeye başlıyor ve aynı bölgede ipin yerinde bağ doku oluşmaya başlıyor,bağ doku yani sert doku gelişmesi ile birlikte deride toparlama ve sertleşme meydana geliyor.İplerin uygulandığı bölgede hafif derecelerde şişlikler ve morluklar gelişebiliyor,bunlar da ortalama 3-5 günde geçiyor.Bu yöntem kadın ya da erkek herkeste uygulanabilen bir yöntemdir. EN ÇOK HANGİ BÖLGELERDE UYGULANIYOR En çok yüz ve boyun bölgesinde uygulanmakla birlikte,göğüs ve kalça kaldırmak amacı ile uygulanabiliyor. UYGULAMAYA KARAR VERMEDEN ÖNCE EN ÇOK DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR UYGULAMADAN SONRA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR NELERDİR ETKİ NE KADAR SÜRÜYOR Happy liftin kalıcılığı kişiden kişiye göre değişmekle birlikte ortalama 2-4 sene sürüyor,uygulamadan memnun kalınmadığı takdirde ipleri çıkartmak ve yeni bir uygulama yapmak mümkün.Happy liftin gerçek sonucu ise ancak 6 ay sonra yanı ipler eriyip bağ dokusu oluşmaya başladığında görülüyor,bununla birlikte destekleyici şartlar yanı uyku,beslenme ve stresten uzak durmayı dikkat edeceksiniz. KISA BİLGİLER | | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
Yazılma: 04.03.2009 | Okunma: 99100 | Yorumlanma: 0 Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Daire Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer, kolon kanserinin, Türkiye'de öldüren 3-4 kanser çeşidinden biri olduğunu söyledi. Kolon kanserinde erken teşhisin önemine dikkat çekmek amacıyla Radisson Sas Otel'de düzenlenen basın toplantısında konuşan Tuncer, kanserlerin önlenmesi için çalışmalar yürüttükleri anlattı. | | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
Yazılma: 25.02.2009 | Okunma: 117118 | Yorumlanma: 0 Sağlıklı yaşam konusunda yazıları ve çalışmalarıyla tanınan Dr. Ender Saraç’tan selülit masajı yağı reçetesi. Ender Saraç’ın tecrübelerine dayanarak geliştirdiği bu masaj yağı en az 3 hafta uygulanırsa 1-2 ay içinde sonuç verebiliyor. 1/2 tatlı kaşığı susamyağı, 1/2 kahve kaşığı portakal yağı, 4-5 damla biberiye yağı, 10 damla kekikyağını temiz bir kapta karıştırın. Sonra bu karışımı hafifçe ısıtın (vücut ısısına yakın olması yeterli). Selülit olan bölgeye ellerinizle yedirerek sürün ve iyice yedirdikten sonra hafifçe cildi kızartacak şekilde ham ipek keseyle veya kabak lifi gibi bir keseyle sertçe bastırarak en az 10-15 dakika masaj yapın. Daha sonra yağlı selülitli bölgeyi mutfak streçiyle sarın ve hemen ter atmak için spora veya egzersize gidin. En az 20 dakika aktif ve terletici hareket yaptıktan sonra banyoda iyice ovalayarak yıkanın. Eğer zamanınız varsa bu işlemi sabah ve akşam, yoksa sadece günde bir kez yapabilirsiniz. | | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
Yazılma: 25.02.2009 | Okunma: 107108 | Yorumlanma: 0 Bireyin kendi iç dünyasına yaptığı uzun,sabır isteyen bazen zorlu ama genel olarak zevkli bir yolculuktur. Her yolculuğun bir başlangıcı gelişim süreci ve bir sonu vardır.Terapi sürecinin de başlangıcı gelişim süreci ve elbette sonu vardır. Terapilerin başında birey varmak istediği yolu belirler.Kılavuzu yardımıyla ve desteğiyle o yola ulaşmak için çaba sarfederler. Yolculuk iki kişiyi gerektirir.Taşın altına hem terapist hem de danışan elini sokarsa ancak yolun sonuna öyle varılır.Terapist tek başına hiçbir şey yapamaz. Hiçbirimizin elinde sihirli değnek yok.Terapi, zihinsel ve duygusal bozukluk gösteren bireylerde daha sağlıklı bir ruhsal denge sağlamak amacı güder. Ve bu süreçte danışan ve terapist arasında düşünce ve duygu alışverişi kurulur. Bu alışverişin kurulduğu süreç hem bir bilimsel süreçtir çünkü kendi içinde sistemi vardır hem de sanattır çünkü yaratıcılık ve zeka gerektirir. Kimlerin psikoterapiye ihtiyacı vardır? Acaba benim terapiye ihtiyacım var mı sorusunu sorabilen insanların çok açık bir şekilde terapiye ihtiyaçları vardır. Günlük yaşam sorunlarıyla başaçıkmada güçlük yaşıyorsa kişi ve daha önce çok rahat yapabildiği sıradan şeyleri bile artık yaparken daha fazla güç harcıyorsa, kendisine karşı ve diğerlerine karşı tolere gücü düşmeye başlamışsa, kendine ve diğerlerine bakarken taktığı gözlük flulaşmışssa ve daha karamsar bakıyorsa kendine ve diğerlerine ve dünyaya, kendini değersiz ve anlamsız buluyorsa ve içsel sorgulamaları ve çatışmaları;yaşama dair korkuları artmışsa ve mutsuzsa işte o zaman kendisine kılavuzluk edene ihtiyacı var demektir. Bazı insanlar terapileri sohbet ortamı gibi algılıyorlar. Bu doğru değil o zaman yani sizin anlatımınıza göre terapi hem bilişsel bir süreç hem de yaratıcılık ve zeka gerektiren bir süreç.. Evet sanıyorum bazıları şöyle düşünüyorlar. İki kişi konuşuyor,sohbet ediyor. Biri diğerine akıl veriyor, şunu yap bunu yap diyor. Ama bu kesinlikle böyle değil.Herşeyden öte terapistin akıl verme gibi bir lüksü yok. Bir terapist yol gösterici değildir. Sadece bireyin gitmek istediği yolda ona destek olan ve o yolda sağlıklı adımlar atmasına yardımcı olandır.Yol engebeliyse işte bu nokta da terapistin yaratıcılığı öne çıkar.o yolu engebeli ve bozuk olduğunu fark etmesi için bireye yardımcı olmaya çalışır. Ama bunu direk söylemez.Çünkü birey kendi farkına vardıkları üzerinden değişimi gerçekleştirir. Terapi bilimsel bir süreçtir çünkü yol bozuksa ve engebeliyse bilimsel teknikler kullanarak terapist bireye zarar vermeden o yolda ilerlemesi için ona destek olur. Terapinin ilk şartı yardım almaya gelene zarar vermemektir.Kişiye zarar vermemek için de siz bu işin eğitimini almış olmalısınız. Böyle bir süreçte sınırları korumak zor olmuyor mu? Hayır. Terapinin kendi içinde kuralları ve koşulları vardır. Bu koşullar ve kurallar terapist tarafından danışana anlatılır.Yani bir nevi sözlü anlaşma yapılır. Ve danışandan buna uyması beklenir. Nasıl kurallar bunlar? Terapinin zamanı, ne kadar süreceği,danışanın görüşmelere ne kadar zamanda bir geleceği, ücreti, uygulanacak terapinin şekli ve süreçle ilgili kurallar. Bu anlaşma yapılırken terapistin kullandığı dil açık olmalı ve danışan tarafından anlaşılır olmalı. Herkese aynı terapi şekli mi uygulanır? Değil elbette. Destekleyici terapiler, eğitici terapiler, yapılandırıcı terapiler gibi terapinin de farklı tedavi şekilleri var. Bu yöntemleri kişinin gittiği psikoterapist kişinin içinde bulunduğu duruma ve kişilik yapısına göre belirler. Örneğin;destekleyici terapilerde amaç; sağlıklı savunma mekanizmalarını güçlendirmek ve kişinin kontolünü sağlayabilmesi için daha sağlıklı ve alternatif yollar oluşturmasını sağlamak. Eğitici terapiler de ise yeni bir model oluşturuyoruz.Kişinin kendisi ve çevresiyle arasındaki uyumu sağlamaya yöneliyoruz. İçindeki yaratıcılığı öne çıkarması için oluşturulan bir terapi şekli. Danışanı merkez alan bir terapi şeklidir. Bilişsel terapiler,aile terapileri,eş terapileri gibi. Yapılandırıcı terapiler ise bilinçdışı çatışmalara yönelik içgörü kazandırma, kişilik değişimine yönelik değişim ve olgunluk kazandırma amaçlıdır. | | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
Yazılma: 25.02.2009 | Okunma: 116117 | Yorumlanma: 0 Reflü hastalığı belirtileri 1) Göğüste göğüs kemiği arkasında yanma 2) Ağıza acı ekşi sıvı gelmesi 3) Geğirme, şişkinlik 4) Ağıza gıda artıkları gelmesi 5) Yutma güçlüğü, yutakta takılma duygusu | | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
Yazılma: 25.02.2009 | Okunma: 133134 | Yorumlanma: 0 Halk arasında Mide Reflüsü olarak bilinen Gastro Özofageal Reflü hastalığı, mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasıdır. Reflü, asitli mide içeriğinin yemek borusuna gelmesi ve uzun süre temas etmesiyle yemek borusunun asitten kendini koruma özelliğinin yok olmasından kaynaklanır. Erişkinlerin yaklaşık %20'sinde reflü görülmektedir. Mide içeriği, midenin salgıladığı hidrojen iyonu nedeniyle belirgin derecede asittir. Eğer onikiparmak barsağından mideye doğru safra geri akımı varsa, mideden yukarı çıkan içerik hem asit hem de safra içerir. Alkali özellikli olan safra da mide asidi gibi yemek borusunun tahrişine neden olur. Reflü hastalığı, asitli ve/veya safralı mide içeriğinin yemek borusuna gelmesi ve uzun süre temas etmesiyle yemek borusunun kendini asitten ve/veya safralı mide içeriğinden koruyamaması nedeniyle oluşur. | | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
Yazılma: 25.02.2009 | Okunma: 113114 | Yorumlanma: 0 Mezoterapi, uzun zamandan beri estetik tıpta en sık talep konusu olan lipodistrofi veya selülit konusunda en seçkin tedavi biçimini oluşturmaktadır. İlk kez 1952'de Dr. Michel Pistor tarafından uygulanmıştır. 1987'de Fransız Tıp Akademisi tarafından geleneksel tıbbın bir parçası olarak kabul edilmiştir. Fransa' da ortalama 15.000 doktor, günde 60.000 den fazla hastayı mezoterapi yöntemi ile tedavi etmektedir. Uluslararası Mezoterapi Derneğine üye olan Avrupa, Afrika ve Güney Amerika'da 14 ülkede yöntem başarı ile uygulanmaktadır. Mezoterapinin kelime anlamı orta deri tedavisidir. Temeli, tedavi edilecek bölgeye 4-6 mm uzunluğunda çok ince iğneler kullanılarak çok küçük miktarlarda ilaçları lokal olarak enjekte etmeye dayanan tamamen tıbbi bir eylemdir. Endikasyona göre değişen çeşitli ilaç karışımları 5-10 dakika gibi bir süre içerisinde deri altına enjekte edilir. ESTETİK KULLANIMLARI Uygulanmaması Gereken Durumlar Kalp Yetmezliği | | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
| ileri > Toplam Yazı: 394Toplam Yorum: 0 onaylanmış, 0 bekleyen Toplam Okunma: 22203 |
![]() ACiL / İLKYARDIM (40) AĞIZ ve DİŞ SAĞLIĞI (17) ALLERJİK HASTALIKLAR (7) ANNE / BEBEK ve GEBE SAĞLIĞI (14) BESLENME (3) BEYiN ve SiNiR SiSTEMi SAĞLIĞI (19) BOTOKS / BOTOX (2) BÖBREK HASTALIKLARI (9) ÇOCUK SAĞLIĞI (6) CİNSEL SAĞLIK (50) ERKEK SAĞLIĞI (15) ESTETİK (18) GÖZ HASTALIKLARI (4) HAREKET SİSTEMİ SAĞLIĞI (11) HASTA HAKLARI (1) HASTALIKLAR (19) HORMON SİSTEMİ SAĞLIĞI (3) KADIN SAĞLIĞI (20) KALP ve DOLAŞIM SAĞLIĞI (4) KANSER (13) KARBOKSiTERAPi (1) KAS HASTALIĞI (1) KEKEME TEDAVİSİ (1) LEKE TEDAVİSİ (1) MEZOTERAPi (1) REFLÜ (2) RUH SAĞLIĞI (17) SAÇ (14) SAĞLIK HABERLERİ (6) SELULiT TEDAViSi (1) SOLUNUM SİSTEMİ (10) SPOR / EGZERSİZ ve KİLO KONTROLÜ (7) SİGARA&ALKOL (2) SİNDİRİM SİSTEMİ SAĞLIĞI (11) TERAPi (1) UYUŞTURUCU BAĞIMLILIĞI (1) VİDEO SAĞLIK (19) VİTAMİNLER (4) İDRAR YOLLARI HASTALIKLARI (2) ZEHİRLENMELER (4) ŞİFALİ BİTKİLER (13) ![]() Kızlık Zarı Tamiri / Onarımı (324) Cinsel Birlesme Pozisyonlari (270) Ahmet Maranki - Saç Dökülmesine Karşı Neler Yapılabilir? (267) 2009 Bayan / Kadın Saç Modelleri (244) Erken Boşalma (209) Göğüs / Meme Büyütme ( Breast Augmentation ) (199) Kadınlarda Orgazm Sorunu (182) |








